19 Eylül 2014 Cuma

MAKALELER

Naci Bostancı - AK Parti Grup Başkan Vekili - Makaleler

Makaleler

Siyasal süreci kirlilik/temizlik zıtlığı üzerinden görmeye çalışırken kastımız nedir? Gerçek dünyada başka alanlarda mümkün olmayan, insanın varoluş biçimi bakımından da imkansız görünen böylesi bir sınıflandırmayı siyaset söz konusu olduğunda düşünmek ne ölçüde tutarlıdır?

Erdoğan, seçilmesi halinde yürütmenin başı olarak görev yapacak bir cumhurbaşkanı olacağı sözünü vermişti. Her siyasal kampanya bir toplumsal sözleşme doğurur. Seçimden galip çıkan toplumsal sözleşmenin bundan sonra pratiğe geçirilmesi hususunda çok önemli bir mesafenin alındığını söyleyebiliriz.

Yeryüzünde bir evi bile olmayan, sürekli yerlilik ve yabancılık arasında bocalayan, kararsızlık hallerinden geçen, kendisini çeşitli kimlikler altında gören, okuyan, necip fazılın dediği gibi destek üstündeki heykele nispetle desteksiz bir şekilde savrulan insana, ibadetler, bir duruş noktası verir.

İnanç söz konusu olduğunda huşu içinde onun sesini dinlemek önemlidir. Fakat o huşu dolu ses bazen teatral bir tonlama ile nüfuz edicilik kazanır. İnanç temelli ilişkilerin “kendi gerçek çıkarlarının bir aracı olarak kutsalı kullanma” eğilimi taşıyıp taşımadığını anlamak için bazen o huşunun içinden sıyrılmak ve sorgulayıcı gözlerle etrafa bakmak gerekir.

Siyaset dâhil toplumsal hayatta her şey illiyet bağlarıyla birbirine bağlıdır. Bir tutumun açıklaması, uygun bir şekilde izini sürerseniz, başka bir yerde karşınıza çıkar.

Önce sinagoglar sonra İngiliz konsolosluğu ve HSBC’nin genel müdürlük binası... Televizyon ekranlarından birkaç gündür aynı görüntüler akıyor; acı, telaş, endişe içinde koşuşturan insanlar, yıkılmış binalar, yanmış otomobiller ve alt yazıyla geçen kurbanların isimleri...

Geçmiş dönemlerde CHP’nin en karakteristik niteliği devletçiliğiydi. Bu anlayış, ekonomik bir doktrinden daha çok politik bir bağlama oturmaktaydı. Çünkü CHP’nin tek başına iktidar olduğu yıllar içinde, 1929 dünya ekonomik krizinden sonraki devletçilik dönemi dahil,

Adana-Antep otoyolunda giderken bir kez daha anlıyorum ki otoyollar hayattan yalıtılmış mekânlar. Yol kenarlarındaki köyler, daha uzakta ince bir çizgi halinde uzanan kasabalar ve yön levhalarından ibaret şehirler otoyolun sonsuzluğunda yiten hayal beldeleri.

TRT Yasası'nın değişmesiyle birlikte Kürtçe televizyon kanalı gündemimize canlı bir şekilde girdi. Bu adlandırma yetmiş milyonun kulağına nasıl geliyordur, bunu hayal edebiliriz. Burada az çok siyasi tercihler paralelinde bir tutum beklenebilir.

Yukarıdaki başlık Pierre Bourdieu'ya ait. Bu istifham dolu ifade, seçimlere doğru gittiğimiz bugünlerde daha çok hatırlanıyor. Gazetelerde her gün kamuoyu araştırmaları yayınlanıyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder